İş Güvenliği ve Teknik Elemanlar – Röportaj*

*Yaklaşık dört yıl önce mimar kadınlarla yapılan ancak yayınlanmamış bu röportajı güncelliğini koruması sebebiyle sizlerle paylaşıyoruz.

Çalışma alanlarında İSİG (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği) önlemleri ne derece alınıyor? Denetimler yeterli düzeyde gerçekleştiriliyor mu? Herhangi bir şantiyede şantiye şefi olmak tüm İSİG önlemlerinin alınmasını sağlayabiliyor mu?

Bunlar hepimizin merak ettiği sorular. Özellikle iş cinayetlerinin çığ gibi büyüdüğü günümüz koşullarında.

İş cinayetlerinin en önde sorumluları olarak lanse edilen teknik elemanlarla, iş yerlerindeki İSİG koşullarını konuşmak istedik.

Meslektaşlarımız iş yerlerindeki İSİG Koşullarını anlatıyor:

1- Çalışma ortamınızı anlatır mısınız?

S: İsmi büyük özel bir şirkette çalışıyorum. Haftanın bir iki günü şantiye de (şimdilik) diğer günleri merkez ofisteyim. Belirli bir iş tanımım yok o yüzden pek çok işten aynı anda sorumluyum. Bu da üzerimde aşırı bir iş yükü basıncı oluşturuyor. Şantiye ve ofiste masabaşı işler için bilgisayar başında olmak zorundayım. Sürekli bu tarzda çalışmaktan görme kaybı, bel ve boyun fıtığı başlangıcı rahatsızlıkları ile karşı karşıya kalıyorum. Ayrıca üst yöneticimin sürekli bir mobbingine maruz kalmaktayım. Bu da huzursuzluk, işe karşı bezginlik ve özgüvenimin kırılması olarak yansıyor bana.

B: Otel şantiyesinde mimar olarak çalışıyorum. Şantiye ortamı hijyen şartları açısından genellikle ortalamanın altındadır. Şantiye ofisleri de saha içerisinde olduğundan saha içerisinde maruz kalınan toz ofis içerisinde de peşimizi bırakmıyor. Haftanın 6 günü sabah 8.30 akşam 18.00 çalışıyoruz. Buna akşam mesaileri ve pazar nöbetleri eklenince yasalarda geçen max. çalışma süresini fazlasıyla aşan bir biçimde çalışıyoruz.

A: Genelde haftanın 2günü şantiyede, diğer günler merkez ofiste çalışıyorum. Ancak şantiyede işler yoğunlaştığında kuralsız olarak, iş sözleşmemde olmamasına rağmen bütün hafta şantiyeye gitmek zorunda bırakılıyorum. Şantiyeye gidip gelmek günde 4saatimi alıyor ve şantiyede çalıştığım zamanlar için yol ücreti de almıyorum.

M: Şu an ofisteyim, şantiyede değil, ancak daha önce çalıştığım şantiyede saha mimarıydım. Daha çok sahada, gerekli durumlarda, personel yetersizliği sebebi ile, masa başında işin çizim kısmında da yer alıyordum. Mesai 8.00-17.00 olmasına rağmen mimar-mühendisler için 8.00-18.00 idi. Ayda bir Pazar nöbetleri söz konusu idi. İşçiler 8.00-17.00 arasında çalışmakla birlikte işin hızlanması adına gece mesaisi de yapmaktaydılar.

2- İSİG konusunda şantiyenizde alınan önlemlerden bahsedebilir misiniz?

S: Kağıt üzerinde ki prosedürler tamamlanmış olmakla beraber sürekli bu iş biran evvel bitsin baskısı yüzünden pratikte İSİG önlemleri uygulanamıyor. Sahada baretsiz, demir burunlu ayakkabısız işçiler çalışıyor. Pek çok yerde işçiler emniyet kemerini takmamış oluyor ve sağlıksız iskele kullanabiliyor. En vahimi de kısa süreli işler için İSİG prosedürleri yerine getirilene kadar iş yapılır biter kaygısıyla kaydı yapılmamış işçiler çalıştırılıyor.

B: Ana yükleniciye bağlı bir iş güvenliği firması evrak işlerini yapıyor. Kaba inşaat sırasında haftanın belirli günleri gelip sahayı kontrol eden firma yetkilileri ince imalat başladığından beri uğramıyor. İşe girerken sağlık ve ağır işlerde çalışma raporu istendi ancak düzenli bir kontrol yapılmıyor. 

A: İş güvenliği planı yeni oluşturuluyor. Şirketim işveren olarak şantiyeyi yürütüyor. Görünürde üst yönetim iş güvenliğine sadık gözüküyor ancak çok sıkışık bir iş programımız var ve bu da iş cinayetlerine davetiye çıkartıyor. İş programı ile ilgili şeflerin uyarıları dikkate alınmıyor.  

M: Müteahhit firmaya bağlı bir iş güvenliği firması çalışmaktaydı. Prosedürel olarak kağıt üzerinde yapılması gerekenler tamamlanmaya çalışıyordu. Süreç içerisinde, sadece benim bulunduğum değil ana yüklenici firmanın diğer şantiyelerinden de aynı firma sorumlu olduğu ve diğer daha büyük ölçekli şantiyelerde sıkıntı yaşandığı için iş güvenliği firması değişti. Şantiyede, mesai saatleri içerisinde C sınıfı iş güvenliği uzmanı bulunmaktaydı. İşe yeni başladığı için tecrübesizliği fazlaydı. Genel olarak sahada denetim yapmakta, gördüğü aksilikleri gidermeye çalışmaktaydı. Ancak işçiler üzerinde yeterli yaptırımın uygulanmaması, yer yer işin daha hız kazanması için bazı tedbirlerin alınmamasına göz yumulması söz konusu idi.

3- İSİG denetimlerinin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

S: Şu an İSİG denetimleri için ayrıca bir personel tahsis edilmedi. Haftada bir gelen bir İSİG personeli var o gezerken ne görürse ona göre önlem alınması isteniyor. Bu önlemleride şantiye çalışan mühendisler, teknikerler, formenlerin alması bekleniyor. Her birim, kendi çalıştığı iş kolunda hem işin yetişmesinden hem işin düzgün yapılmasından hem de İSİG önlemlerinin alınıp alınmadığının kontrol edilmesinden sorumlu tutuluyor. Bu anlamıyla İSİG denetimlerinin yetersiz olduğunu düşünüyorum.

B: İş güvenliği firması doğrudan ana firma ya da işverene bağlı olduğu için sağlıklı bir hizmet verebildiklerini düşünmüyorum. İş güvenliği mühendisi sahada gezip uyarılarını yapsa dahi çoğu şantiyede bu işin gecikmesini gerektiriyorsa kulak arkası ediliyor. 

A: Bizim şantiyemizde çok temel bir yanlışlık var. Ruhsat alınırken kadrolar tam kurulmadığı için merkez ofisteki şeflere şantiye şefliği imzası arttırıldı, ancak bu şeflerin şantiyede hiçbir yetkisi yok. Şirket organizasyonundaki görev tanımları farklı. Dolayısıyla yasalar nezdinde hiçbir yaptırımı olmayan insanlar mesul tutulmuş durumda. Bu büyük bir sorun. 

M: Saha da yer alan tek bir personel, işin büyüklüğü ya da belirlenen süreler içinde işin yetiştirilme zorunluluğu ve bu doğrultuda temponun arttığı çalışma şartları düşünüldüğünde yetersiz kalabiliyor. İş güvenliği firması alanı haftada bir denetlemeye gelmekle yükümlü olmakla birlikte bu süre bazen daha uzun olabiliyordu. Ayrıca firmayı ve alanda yapılanları da denetleyen ve iyi işleyen bir mekanizma gerekli. Sonuçta iş güvenliği firması ana yüklenici firmaya bağlı çalışan, hizmeti karşılığı parasını bu firmadan alan bir taşeron firmaya dönüşmüş durumda. Bakanlık denetimlerinin daha sıkı ve yaptırımı yüksek olarak yapılabilmesi gerekli.

4- Sizce etkili bir İSİG çalışması nasıl olmalıdır?

S: Ben İSİG denetimlerinin kamusal olması gerektiğini düşünmekteyim. Özel sektör görevlilerinin maaşlarını aldıkları patronlara karşı sert önlemler alması mümkün değil. Yaptırım gücü olması için patrondan bağımsız olmalı öncelikle denetçi. Şantiyede sürekli kalmalı ve işin her safhasında denetimi elden bırakmamalı. 2 veya 3 gün şantiyeye uğramakla denetim yapılamaz kanatindeyim. Denetçi sayısının da önemli olduğunu düşünüyorum. Bir de o şantiyede ki fazla mesaiden tutun da işyeri temizliğine kadar herşeye bakabilmeli. Ben ayrıca işlerle ilgili risk haritalarına da karşıyım. O risk haritalarında kırmızı olan işler kesin önlem alınması gereken işlerken sarı olanlarda belli bir derece önlem şartı oluyor. Uygulama esnasında heran risk altındasınız ve tüm bu riskler için önlem almak zorunda olmalısınız. Bir de kamusal denetimin yanı sıra meslek odaları, stk lar, sendikalar ve bağımsız kişiler tarafından oluşturulan gönüllü bir denetim sistemi hayata geçirilmeli. Bu ikili kontrol iş kazalarının önüne geçer diye düşünüyorum.

B: Öncelikle kamusal bir hizmet olarak işverenden bağımsız kurumlarca yapılmalıdır. Çalışanın işe girişinde olduğu kadar iş süresince de sağlık durumu takip edilmelidir. İşin gecikmesi pahasına gerekli önlem olmayan işler durdurulmalıdır. Taşeron sistemi iş güvenliğini doğrudan etkilediği için öncelikle bu sistemin ortaya çıkardığı sorunlar ve taşeronun kendisinden vazgeçilmelidir. Uzun çalışma saatleri iş kazalarının en temel sebeplerinden biri, öncelikle buna son verilmelidir.

A: İnşaat iş programı işçi güvenliğine öncelik verecek şekilde düzenlenmelidir. Sistem bazında ise İSİG çalışmasının işverenden bağımsızlaştırılması ve taşeron sisteminin kuralsızlığının önüne geçilmesi gerekmektedir. 

M: İş güvenliği firmalarının taşeron olarak bu işi yapmaları sağlıklı değil. İnşaatı yüklenen ana firmaya bağlı olarak çalışan ve ödemesini bu şirketlerden alan bir yapının etkin söz söyleme hakkı içinde bulunduğumuz koşullarda gerçekçi değil. Bakanlık denetimi olmakla birlikte yaptırım ve sürekliliği sorgulanır durumda. Yaptırım ve cezalandırma sisteminin uygulanışının olması gerektiği gibi işlemediğini kendi çalıştığımız şantiyelerde ya da çevremizdeki diğer çalışma alanlarında görüyoruz. Denetimlerin daha sıkı yapılması, görülen eksikliklerin giderilmesi için gerekli yaptırımların uygulanması şart. Ayrıca mesleki örgütlenmelerin ya da birliklerin, işin içinden gelen insanlar olarak, özellikle denetim konusunda söz sahibi olabilmesi gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca taşeron sistemi de işçi güvenliği ve iş sağlığı açısından başlı başına bir sorun. Taşeronlaşma, fiyat kırımı üzerine kurulmuş bir sistem ve en büyük sıkıntısı kendini işçilerin şantiye yaşamlarında göstermekte. Bu nedenle taşeron sisteminin kaldırılması gerekli.

5- İSİG konusunda yaşadığınız deneyimleri paylaşabilir misiniz?

S: Kendimce önemli olanları anlatırsam; bir keresinde İSİG eğitimindeyiz, uzman arkadaş işçilere “ölmeyin ölürseniz karınız başkasıyla evlenir” dedi. Yine büyük bir şantiye de haşere ile mücadele için taşeron ofislerinin taze hava fanı önüne böcek ilacı konularak çalışma saatleri içerisinde az kalsın zehirleniyorduk. İSİG uzmanlarına gittiğimizde ne yapıyorsunuz diye “bizimle ilgili değil belediye ile ilgili” cevabını aldık. Bir keresinde de İSİG denetimleri için gelecek görevliler nedeniyle şantiye denetimden geçemez diye 2 gün tatil ilan edildi. Denetçiler gelip sorunsuz raporlar doldurup gittiler.

B: İşe ilk başladığımda fuar standları ve dekorasyon işleri yapan bir firmada çalışıyordum. Ahşap işleri ağırlıklı olduğu için talaşlardan kaynaklı ilk defa bronşit oldum. Aynı firmada dekorasyon olduğu için önemsenmeyen bir işte baret verilmediği için başıma düşen alüminyum profil sebebiyle yaralandım.

Bir kongre merkezi inşaatında ise çelik çatı kirişlerinin bağlantılarının geç yapılması sebebiyle çökmesine tanık oldum. Öğle saatine denk gelen “kaza”da 1 kişi yaralandı. 

A: Bir kere cephede çalışan işçilerin ‘rahat montaj yapamıyorlar’ diye kemersiz çalıştırıldığına tanık oldum, aynı gün bir işçi birinci kattan düşüp kolunu kırdı. Çoğunlukla iş yetişsin diye güvenlik önlemlerinin askıya alındığına tanık oluyorum. Eski çalıştığım şantiyede ise şantiye ofisleri kışın ısıtılmadığından ciddi şekilde rahatsızlandım. Şantiye ofislerinde çalışanlar olarak ısıtma ile ilgili problemin halledilmesi yönünde talepte bulunmamıza rağmen kulak arkası edildi ve donarak çalıuşmaya devam ettik. 

M: İş güvenliği firmasının ilk şantiyeye geldiğinde yaptığı toplantıda söyledikleri önemli bence; “tabi ki hiçbir kaza yaşanmaması için gerekli önlemleri alacağız ancak önceliğimiz herhangi bir sıkıntı yaşandığında kalifiye elemanların zorda kalmamasını ve gereksiz yere ödenmek zorunda kalan tazminatların oluşmamasını sağlamak. İşin sekteye uğramaması için eğitimleri tamamlayamıyoruz ancak işçilerin tüm gerekli belgeleri imzalaması lazım, eğitimler sonradan tamamlanır. Zaten siz ne yaparsanız yapın işçi söz dinlemeyecek.” Bu firmanın çalıştığı şantiyede iki kaza meydana geldi, can kaybı yaşanmadı. İşin hızlı ilerlemesi öncelik olduğu için çalışmaya başlayan taşeron firmalar ile daha sözleşme yapılmamış olduğundan yaralanan işçilerden birinin hastanedeki beyanı, evde merdivenden düşme olarak geçti.  Üstelik çok riskli bir kaza atlatmış olmasına rağmen, üstüne duvar çökmüştü. Taşeron firmanın sözleşmesi yapılmadığı ve pazarlıklar devam ettiği için sigortası başka bir iş üzerinden gösterilmekte idi. Hem taşeronun hem ana firmanın sıkıntı yaşamaması için bu şekilde bir beyanda bulunuldu. İkinci kazada da alınan iş güvenliği tedbirinin zayıf kalması nedeni ile asansör çukuruna işçi düştü, hafif yaralanma oldu. Bu kazalarda güvenlik tedbirleri yetersiz kaldığı için sonraki süreçte saha denetimi arttırıldı.

6- İş kazalarının sebepleri neler olabilir?

S: Çoğu kaza istatistiklerde geçmiyor ama ben fazla mesainin iş kazalarına davetiye çıkardığını düşünüyorum. Sürekli fazla mesai yapılınca konsantrasyon eksikliği oluyor. Bu da bizim gibi ağır çalışma koşullarında çalışan işçiler için ölüm demektir. Taşeron çalışma biçimi de esnek ve kuralsız çalışmayı getirdiğinden iş kazalarına neden oluyor. Şantiyelerde ki temizliğin para ve zaman kaybı görülmeside iş kazalarını artıran bir tutum. İş kazalarının ört bas edilmesi yapanın yanına kar kalması da bu konuda önlem alınmadan iş yapılmasının önünü açıyor. İSİG önlemleri birer maliyet olarak görülüyor…

B: Yoğun çalışma saatleri, işin erken bitirilmesi için gözardı edilen önlemler, sağlıksız ekipman kullanımları. 

A: İşçinin değil işin hızının ön planda tutulması temel sıkıntıdır. İnşaat sektöründe büyüyen balon fazla mesai ile şişiriliyor. Bir çok inşaat mahkemelik, bu yüzden de hızla inşaatı bitirmek istiyorlar. Sonuçta bütün şaibeli projelerin iş cinayetlerinin de merkezi olduğunu görebilirsiniz. Hukuksuzluk ve kuralsızlık bu sektörün her yerinde, bütün mekanizmalarında var.

M: İşin hızlı yapılarak bitirilmek istenmesi, iş hızının çalışanların can güvenliğinden önce gelmesi, iş güvenliği için yapılan harcamaların ek maliyet olarak görülmesi, taşeron firma fazlalığı ve minimum ücretler üzerinden yapılan sözleşmeler sonucu işçiler için yetersiz ve sağlıksız yaşam alanlarının oluşturulması.

7- İş güvenliğinde sorumluluk ve yetkileriniz nelerdir? 

S: Şantiye şefiyim bu işten doğrudan sorumluyum. Bu ünvan için de şirket tarafından fikrim bile sorulmadan imza atmak zorunda kaldım. Ama herşey kağıt üzerinde işte. Bir kazadan sorumluyum ama İSİG önlemlerinin alınması konusunda hiç bir yetkim yok! İroni de burada işte…

B: Şantiyede ince işler şefi olarak iş güvenliği konusunda sorumluluklarım var. Olası bir kazada proje müdürü ya da şantiye şefi kadar olmasa da yasal olarak sorumluluklarımız var. Her şeyde önce kağıt üzerinde “işi durdurma” yetkimiz var. Ancak bu yetkiyi kullanmamız işi geciktirdiği durumlarda işverenden gelen bir karşı çıkışta elimiz kolumuz bağlı. 

A: Görev tanımımda yer verilmemesine ve hiçbir yetkim olmamasına rağmen ‘işimi kaybetmek’ endişesi ile mesleki imzamı kullanmak zorunda bırakıldım. Daha en başta böyle bir kuralsızlık olursa gerisinin nasıl geleceğini varın siz düşünün artık. 

M: Saha mimarı olduğum için direkt bir yükümlülüğüm yoktu, öncelikle sorumluluk şantiye şefine aitti.

8- Sizce asli sorumluluk paylaşımı nasıl olmalı?

S: Bana göre asli sorumluluk doğrudan işverende ve yönetim kademesinde (ceo, danışman vs.) olmalı. Devlet, yargı, polis tarafından korunmamalı. 

B: İş güvenliğinin kamusal bir hizmet olarak işverenden bağımsız denetlenebildiği durumda, bu kurumun denetim ve sorumluluğunda sahada görevlendirilecek teknik personelin elbette sorumluluğu olmalıdır. Bu kurumun hazırladığı rapor ve iş süresince yaptığı uyarılara uymak da iş veren ve şantiye yönetiminin sorumluluğunda olmalıdır. Aksi durumda yetkisi olmayan insanların yaptırım gücü de olamayacaktır.

A: Kesinlikle işgüvenliğinin işverenden bağımsızlaştırılması gerek. Ayrıca kanunda ceza öncelikle şantiye şefine kesiliyor ancak şantiye şefi de işini kaybetmek endişesi ile belli baskılara direnemiyor. Dolayısıyla direkt işvereni ve firmaları birinci dereceden mesul tutacak düzenlemeler yapılmalı. 

M: Sorumluluk iş veren ve ana yüklenici firma üzerinde olmalı ve kademe kademe, işin yetki alanına göre dağıtılmalı. Ancak biz de yetki karşılığını hep kaza anlarında bulduğu için ana karar vericileri aklayan bir görev dağılımına dönüşmemeli. İlk sorumluluk iş veren ve işe para yatıran üzerinde toplanmalı. 

9- Denetimlerde karşılaştığınız sorunları anlatır mısınız?

S: Denetim olacağı zaman İSİG uzmanı önceden gelip haber veriyor falanca gün falanca saatte denetim var önleminizi alın diye. Önceden haberli gelen denetimciler olunca kağıt üzerinde, pratikte her türlü önlem de alınmış oluyor haliyle… Bir de gerekli önlem alınmamışsa tatil edilebiliyor şantiye. Denetçiler özel odalara alınıp konuşuluyor, sahaya çıkmadan denetimi tamamlayan uzmanlar oluyor. Yine işçilere dayatılan sertifikalar için çeşitli firmalar adres gösteriliyor, o firmalar kişi başı 50 TL – 100 TL gibi ücretlere itinayla sertifikaları dağıtıyor. 

B: Şimdiye kadarki iş hayatımda herhangi bir iş güvenliği denetimi ile karşılaşmadım.

A: Şimdilik ciddi bir denetim gördüğümü söyleyemem ve 10 senedir bu sektördeyim…

M: Bakanlıktan denetime gelindiğinde bire bir muhatap olmadık, alan gezilerek daha çok belgelerin tam olup olmadığı incelendi. Saptanan eksikliklerin giderilmesi için belirli bir süre verildi. Bu süre sonunda tekrar kontrole gelinmedi.

10- Denetimlerin takibi ne kadar yapılıyor?

S: Genelde haberli geldiklerinden ve sorunla karşılaşmadıklarından sonrasında da takip edilmiyor. Bir keresinde denetimde bir elektrik prizi sorun olmuştu. Denetçiler 1 hafta sonra yeniden gelmiş o priz nedeniyle şantiyeyi 1 saat kapatmışlardı. Tabii sonra denetçilerle işverenler bir odada özel görüştü sonra yasak kaldırıldı. Açıkcası ben rüşvet verildiğini düşünmüştüm o zaman…

B: Şimdiye kadarki iş hayatımda herhangi bir iş güvenliği denetimi ile karşılaşmadım.

A: Şimdiye kadarki gözlemlerim işin kağıt üstünde ciddiyetsiz bir prosedür olarak kaldığı yönünde. 

M: İyi bir denetim mekanizması yok. Bazen haberli bazen habersiz denetim yapılabiliyor. Ama yapılan denetimin takibi de söz konusu değil ya da yetersiz kalıyor. Eksiklerin tespit edilmesinden sonra verilen süre sonunda gelinip tekrar bir kontrol yapılmıyor. Yapılan denetimler ya para cezası kesilmesi ile sonuçlanıyor ya da çok yüzeysel kalıyor.

11- Herhangi bir kaza olduğu anda sizin müdahil olmanıza izin veriliyor mu?

S: Bu şantiyede henüz bir kaza ile karşılaşmadım. Ama önceki şantiyelerimde müdahil olmama izin verilmedi. hatta olay mahaline gitmemiz bile yasaklandı. Bu tip durumlarda ört bas edilen kazalar bile olduğunu biliyorum.

B: Genellikle olay yerine geçişe izin verilmediği için müdahil olmadım.

A: Henüz böyle bir durum yaşamadım ve bana imzam olmasına rağmen hiçbir yetki tanınmadı. 

M: Hayır. Şantiye şefi ve iş güvenliği uzmanı olayı takip ediyorlar. Herhangi bir itiraz hakkınız pek olamıyor, olması halinde işinizi kaybetme sonucunu göze almanız gerekiyor.

İSİG MECLİSİ VERİLERİ

12- Ölüm olmayan kazaların takibi ne kadar sağlanabiliyor?

S: Ölüm olmayan kazaların ciddi olarak incelendiğini düşünmüyorum. Ayrıca işin sağlığı işçinin sağlığının önüne geçmiş durumda. İş güvenliği düşünülürken işçi hangi koşulda çalışıyor, bu koşullar kaza riskini artırır mı gibi bir düşünce yok. Benzer kazalar sıklıkla yaşanıyor. Ayağa çivi batması, iskeleden düşme, göze çapak kaçması gibi ölümle sonuçlanmayan kazalar hemen her şantiyede yaşanır hale geldi.

B: İş kazalarının ve meslek hastalıklarının takibinin yeteri kadar yapıldığını düşünmüyorum. Başta bunun takibini yapacak kamusal oluşumların ya da meslek hastalığı ile ilgilenen hastanelerin yetersizliği bunun sebeplerinden biri. İş kazaları genellikle hasır altı edilir, çalışmaya başlamanın ön koşulu sağlıklı olmak olduğu için de çalışan yaşadığı kazaları kolayından dillendiremez diye düşünüyorum. 

A: Şantiyede çalışmak için sağlık raporunuz olmalı. Ama inşaat bitimindeki sağlık durumunuzla kimse ilgilenmez. İnsanları hasta eden koşullar (soğuk, hijyen sorunları, kirlilik ve kadın çalışanlara yönelik ayrımcılık-stres…) tamamıyla gözardı edilir çünkü sadece ölümlü kazaların şirket marka değerini düşüreceği düşünülür. 

M: Sağlanmıyor. İki kaza yaşanan şantiyede sorumluluk iş güvenliğinin üzerinde kalıyor. Herhangi bir yerde zaten iş kazası olarak anılmıyor.

13 – İşçinin, İSİG uzmanlarının ve diğer şantiye personelinin tepki ve takipçiliği ne düzeyde kalıyor?

S: Şimdilerde işçilere kendi “kişisel önlemimi alacağım” ibareli dilekçeler imzalatılıyor. Kişisel güvenlik ekipmanları işçi ücretinden kesiliyor ve ekipmanın başına gelebilecek herhangi bir olaydan doğrudan sorumlu hale getiriliyor. Zaten üç kuruşa çalışan işçi önlem alınmazsa ben çalışmıyorum diyemiyor. Her durumda işverenin sağladığı koşullara uymak zorunda kalıyor. Şantiye personeli arasında bir dayanışma olmadığından işimi kaybederim korkusu en alt kademeden en üst kademeye kadar herkese hakim olmuş durumda. Dolayısı ile çoğu çalışan tepkisiz kalıyor. Tepki verenler de sivri görünüp bir süre sonra işine son veriliyor. İSİG uzmanı ise maaşını aldığı yere çok da fazla ses çıkaramıyor. Yasalar ağırlaştırılsa da pratik uygulama yasayla aynı düzlemde gitmiyor.

B: İş güvenliği ve işçi sağlığının bizdeki işleyişine göre teknik personel olayın günah keçisi olmaktan öteye geçemiyor. Yetkisiz sorumluluk diye bir anlayış var ve pek çok meslektaşımız zamanında alınmayan tedbirler ve işverenin istediği takvime yetişebilmek pahasına yaşanan olaylardan sorumlu tutuluyor. İşin bu boyutu çok can sıkıcı. Elbette bunu önemsemeyen teknik elemanların sayısı da az değil. Sahadaki işçiler için basit bir maske alımını dahi patronlara yaranmak için problem haline getiren ancak kazalar söz konusu olunca işçilerin “cahilliğinden” dem vuran meslektaşlarımız da var. 

A: Bu konuda uyarı-takip yöntemini kullanan insan belli riskleri göze almak durumundadır. Çalışanlar üzerindeki yaptırım, işlerini güven ve sağlıkla bitirmek yönünde değil daha çok ‘hızlı’ bitirmek yönündedir. Son 10 yıldır büyüyen bu balon sadece toprak ve kent hakkı ile beslenmiyor. Müthiş bir emek sömürüsü var, beyaz yakasından mavi yakasına her aşamada. Bunu görmek bütünlüklü değerlendirmek lazım…

M: Sahada tanımlanan tedbirler alınmaya çalışılıyor. Daha çok prosedür tamamlamak üzerine sistem işliyor. İş güvenliği uzmanının, şantiye şefinin bireysel hassasiyetine bağlı olarak işleyen bir mekanizma var, olması gerekenden ziyade. Eğer işçiye, insan yaşamına hassasiyet gösteren birileri ile çalışılıyorsa daha dikkatli ve önlemlerin alındığı bir alanda çalışabiliyorsunuz. Yoksa işin hızlı yapılması ön plana geçiyor. Yetki tanımları ile pratikte karşılaşılan işleyiş farklı oluyor. Genelde yaşanan sorunlarda prosedürün tam olması halinde sorumluluk kalifiye elemandan alınmaya çalışılıyor. Genelde tüm fatura işçilerde kesilmeye çalışılıyor. Yapılması gereken eğitimler yapılmış gibi gösteriliyor, işin hızlanması için yapılması gereken bir çok şey göz ardı ediliyor. Hangi kademede olursa olsun, hangi sıfata sahip olursa olsun süreç işin hızlanması yönünde ağırlık kazanıyor ve verilen tepkiler ya zayıf kalıyor, ya göz ardı ediliyor.